• Türkiye’deki Enerji Kaynakları ve Geleceği

Türkiye’deki Enerji Kaynakları ve Geleceği

 

Türkiye’deki enerji kaynakları ve geleceği

Enerjinin hayatımız için vazgeçilmez olduğu bir gerçek. Gelişen teknoloji, artan nüfus gibi faktörlerle enerji tüketimimiz her geçen gün artıyor. Buna paralel olarak enerji kaynakları daha da önem kazanıyor. Ülkemizdeki enerji kaynakları nelerdir, bu yazımızda bu konuyu ele alacağız.

Dünyada olduğu gibi ülkemizde de petrol, gaz ve kömür başlıca enerji kaynakları olarak öne çıkıyor. Ülkelerin politikaları, fosil yakıtlara olan bağımlılığı azaltmaya yönelik olsa da ne yazık ki yakın vadede birincil enerji kaynaklarında çok ciddi bir değişiklik olmayacağı ortada. Türkiye’nin enerji arzında da başrol oyuncuları olarak petrol, kömür ve doğal gazı görüyoruz. Rüzgâr ve güneş enerjisi gibi yenilenebilir enerji kaynakları dağılımda çok daha alt sıralarda yer alıyor. Şimdi ülkemizdeki enerji kaynaklarına kısaca bakalım.

Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı’nın verilerine göre 2017 yılı itibarıyla dünya enerji talebinin %33,7'sini karşılayan petrol rezervlerinin büyük kısmı ülkemize yakın ülkelerde yer alıyor. Ülkemiz ne yazık ki petrol konusunda önemli bir oranda dışa bağımlı durumda. 2017 yılında 25,8 milyon ton ham petrol, 16,8 milyon ton petrol ürünü ithal eden ülkemiz 10,1 milyon ton petrol ürünü ihraç etmiştir. TMMOB  Makina Mühendisleri Odası’nın hazırladığı Türkiye’nin Enerji Görünümü 2018 raporuna göre büyük kısmı Güney Doğu Anadolu’da olmak üzere Türkiye’de 1934–2016 yılları arasında toplam 4.734 adet kuyu açılmıştır. Petrol ihtiyacının büyük oranda yerli kaynaklardan temin edilmesi yönünde izlenen politika nedeniyle Karadeniz ve Akdeniz’deki sondaj çalışmaları yoğunlaştırıldı. PETFORM (Petrol ve Doğal Gaz Platformu Derneği) tarafından açıklanan rakamlara göre 2017 yılı itibarıyla 2,5 milyon ton petrol üretimi gerçekleşmiş olup üretimin tüketimi karşılama oranı %7’dir. Son yıllarda kaya gazının öneminin artmasıyla ülkemizde de bu konuda çalışmalar yapılmaya başlandı. ABD Enerji Enformasyon İdaresinin (EIA) 2013 yılında yayımladığı rapora göre ülkemizin zengin olmasa da kaya gazı rezervine sahip olduğu biliniyor. Yine Türkiye’nin Enerji Görünümü 2018 raporuna göre yeni keşifler yapılmadığı takdirde ülkemizdeki ham petrol rezervinin 19 yıllık bir ömrü olduğu belirtiliyor.

Doğal gaza baktığımızda 2017 yılında ülkemizde 53,5 milyar m³ doğal gaz tüketimi olduğunu görüyoruz. HES’lerdeki üretimin azalması, kış aylarında artan talep göz önüne alındığında 2017 yılındaki tüketim ciddi seviyelere ulaşmıştır. Aynı yıl itibarıyla İthalat yaklaşık 54 milyar m3 , yerli üretim ise yaklaşık 350 milyon m3 düzeyinde. Silivri, Kuzey Marmara ve Değirmenköy Doğal Gaz Depolama Tesislerindeki üretim kapasitesi arttırılmaya çalışılırken yapım çalışmaları hâlâ süren Tuz Gölü Doğal Gaz Yer Altı Depolama Projesi de doğal gaz konusundaki önemli atılımlardan biri olarak öne çıkıyor.

 

Enerji dendiğinde başrol oyuncularından biri olarak karşımıza çıkan kömürün küresel durumuna bakacak olursak 2015 yılındaki toplam üretimi esas alırsak kömür rezervlerinin yaklaşık 134 yıl ömrü kaldığını söyleyebiliriz. 2017 yılı sonu itibarıyla birincil enerji tüketiminde %27 paya sahip olan kömürün 2018 yıl itibarıyla kömüre dayalı santral kurulu gücü 18.997 MW. Geçtiğimiz yıl %37,3 payla kömüre dayalı santrallerden toplam 113,3 TWh elektrik üretildiği biliniyor. Linyit şeklinde dünya ölçeğinde ortalama seviyede, taş kömüründe ise alt düzeyde rezerv ve üretim kapasitesine sahibiz. Uluslararası Enerji Ajansı’nın mevcut politikaları değerlendirerek yaptığı açıklamaya göre kömürün enerji kaynaklarındaki payı önümüzdeki 25 yıl artarak sürecek.

Toplum yararı açısından yenilenebilir enerji kaynaklarına yönelim artarken nükleer enerjinin öneminin eskisi kadar kalmadığı ortada. 1996 yılında dünyada elektrik enerjisi üretiminde payı %17,5 olan nükleer santraller geçtiğimiz yıl %10,3’e gerilediği açıklandı. Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı’nın (UAEA) raporlarına göre 2050’li yıllarda bu oranın en iyi olasılıkla %6’ya kadar gerileyeceği belirtiliyor. İlk ünitenin 2023 yılında devreye gireceği Akkuyu Nükleer Santrali Türkiye’nin ilki olma özelliğini taşıyor.

Ülkemizdeki yenilenebilir enerji kaynakları arasında önemli bir yere sahip olan hidrolik kaynakların teorik hidroelektrik potansiyeli 433 milyar kWh, değerlendirilebilir potansiyeli 216 milyar kWh, ekonomik hidroelektrik enerji potansiyeli ise 140 milyar kWh/yıl'dır. 2018 itibarıyla 636 adet HES ülkemiz toplam kurulu gücünün %32'sini oluşturuyor.

 

Son yıllarda ülkemizde de artan bir değer olarak öne çıkan güneş enerjisini incelediğimizde yaşanan gelişmelerle birlikte önümüzde umutlu bir tablo yer alıyor. Coğrafi açıdan şanslı ülkelerden biri olmamız, son yıllarda devletin bu konudaki atılımları ve çoğunluğu lisanssız olmak üzere artan santral sayıları sayesinde geçtiğimiz yıl toplam güneş kolektör alanı yaklaşık 20.200.000 m2’ye, ısı enerjisi üretimi 876.720 TEP (Ton Eşdeğer Petrol)’e ulaşmıştır. (Kaynak) Her ne kadar potansitelimizin altında bir üretim söz konusu olsa da Dünyanın en büyük santrallerinden biri olacak Konya-Karapınar Santrali de ülkemiz açısından bu konudaki önemli adımlardan biri. Yine yenilenebilir enerji kaynakları açısından büyük önem taşıyan rüzgâr enerjisine baktığımızda ülkemizdeki rüzgâr enerjisi potansiyelinin 48.000 MW olarak belirlendiğini görüyoruz. 2018 yılında rüzgar enerjisinden 19,882 milyar kWh elektrik üretilmiş olup rüzgâr enerji santrallerinin toplam kurulu gücü ise 7.005 MW'tır. Coğrafi konumuna bakıldığında jeotermal kaynaklar açısından zengin bir konumda olan ülkemizde jeotermal alanların büyük ölçüde Batı Anadolu’da yer aldığını görüyoruz. Isıtma, termal turizm, çeşitli endüstriyel uygulamalar için uygun olan jeotermal kaynaklarımızın oranı %90 iken, elektrik üretimi açısından oranı %10. İlk kez 1975 yılında Kızıldere Santrali ile jeotermal kaynaklardan elektrik üretilmeye başlanan ülkemiz bu konuda dünyadaki ilk 5 ülke arasında yer alıyor. Yine Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı’nın açıklamasına göre ülkemizin biyokütle atık potansiyelinin yaklaşık 8,6 milyon ton eşdeğer petrol (MTEP), üretilebilecek biyogaz miktarının ise 1,5-2 MTEP olduğu tahmin ediliyor. 2018 yılında 3.216 GWh elektrik üretimi biyokütle kaynaklı santrallerden gerçekleşti. Yeni politikalarla 2040’lı yıllarda fosil yakıtların elektrik üretiminde gerileyeceği, yenilenebilir enerji kaynaklarının ise payını %40’lara çıkaracağı öngörülüyor.